Kalamış’ın Tarihi
THEODORA ile Fenerbahçe’de muhteşem bir devir başlamış, gelip giden kadırgalar Kalamış Koyu’na inanılmaz bir canlılık getirmişti

DOĞU ROMA DÖNEMİNDE KALAMIŞ
Kalamış, adını kamışlık, sazlık anlamına gelen Rumca KALAMİS kelimesinden alır. Bazı dokümanlarda Kalamış’’ın eski adı “Kalamati” olarak geçmektedir.
Gerçekten bundan 65-70 yıl öncesine kadar Kurbağalıdere’nin denize döküldüğü yerde budur, fakat sık sazlar vardı.
Kalamış Limanı’nın adı ÖTROPE idi. ÖTROPİUS Ermeni asıllı hadım bir köle olmasına rağmen İmparator THEODOSİUS’un güvenini kazanmış, oğlu ARCADİUS üzerinde etki yaratmıştı.
O yıllarda Çiftehavuzlar’da RUFİN adında bir bakan yaşıyordu. Çok güzel bir sarayı ve kilisesi vardı. RUFİN politikada şöhrete, servet yönünden de büyük bir varlığa ulaşmış, imparator bile bu sarayı ziyaret etmişti.
Her nedense RUFİN, ÖTROPİUS’’un düşmanlığını kazanmış, ÖTROPİUS bu kini işleyerek RUFİN’’i imparatorun gözünden düşürmeyi başarmıştı.
İmparator THEODOSİUS ölünce oğlu ARCADİUS hükümdar oldu. ARCADİUS, Nazır RUFİN, eşi EUDOXİA ve ÖTROPlUS’’un elinde adeta bir oyuncak gibi devleti idare ediyordu.
RUFİN, Gotları Asya ve Yunanistan’’a çağırmış, Arianizmi destekleyen eşi EUDOXİA’’ya uyarak Aziz İONNAS CHRYSOSTOM’’a eziyet etmişti.
İskenderiye’de bir kilisede rahip olan ARİUS, Hıristiyanlığın mukaddes kabul ettiği bazı inançlara karşı çıkan bir mezhep kurmuş ve 323 yılında bu kavramlar Ortadoğu’’ya yayılmaya başlamıştı. ARİUS’’a göre İSA’’nın ilâhiliği ikinci derecede bir vasıftı. Katolik Kilisesi tarafından aforoz edilen ARİUS mahkûm edildi ise de öldürülmedi. Koyduğu mezhep Arianizm ismi ile devam etti.
İşte ARCADİUS’un eşi EUDOXİA bu Arianizmi müdafaa ediyor, buna karşı çıkan Aziz İOANNAS CHRYSOSTOM ile çekişiyordu.
ÖTROPİUS’un RUFİN aleyhindeki kışkırtmaları semeresini vermiş, 395 yılında RUFİN öldürülünce ÖTROPİUS Başmabeyinci ve Konsül olarak RUFİN’in yerini almıştı.
ÖTROPİUS bundan sonra çok kan döktü, görevini kötüye kullandı, birçok suistimallere adı karıştı. Halk isyan etti. Bu arada İmparatoriçe EUDOXİA da ÖTROPİUS’’tan soğumuş, araya giren Aziz İOANNAS’’ın müdafaası da sonuç vermemişti.
ÖTROPİUS önce sürgüne gönderildi; sonra Kalamış’ta idam edildi (399). ÖTROPİUS’un Kalamış’ın neresinde öldürüldüğü bilinmemekle beraber bu limana tarih boyunca Ötrope Limanı denildi.
BİZANS DÖNEMİNDE KALAMIŞ KOYU
Kalamış İskelesi’’nin sol tarafındaki kıyıdan dar bir patika Fenerbahçe’ye doğru gider, lodos havalarda deniz bu ince yolu aşıp Kalamış-Fener Caddesi ile sahil şeridi arasındaki VARVARA’’nın işlettiği bostanlara yayılırdı.
Patika, Çıngırlı’nın bahçe duvarına dayanınca doğuya kıvrılır, Kalamış-Fener Caddesine ulaşırdı.
İşte tam bu dönemeçte kıyıdan denize uzanan pembe ve siyah karışımı büyük, bir kaya parçası dururdu. Dalgaların etkisiyle üzeri düzleşmiş, sabahları Kalamış Koyu’’nda denize giren çocukların yatıp, güneşlenmesine, akşamüstleri bazı ailelerin kilimler sererek peynir, ekmek yiyip sohbet etmelerine yarar bir hal almıştı.
Bir zamanlar Kalamış’ta pek çok olan Rumların yaşlıları bu kayaya iyi gözle bakmaz, “Bir Bizans İmparatoru ile çocuklarının kafaları bu taşın üstünde kesildi!”, der yüzlerini buruştururlardı.
Olay şöyle geçmişti; FLAVİUS MAURİCUS TİBERİUS bir Bizans kumandanı idi. Perslere karşı zafer kazanmış, orduyu yeniden teşkilatlandırarak, Balkanlardaki Avar ve Slav ilerlemesini durdurmuştu. Önce imparatorun damadı ve halefi oldu; daha sonra da 582-602 yılları arasında Bizans tacını giydi.
Cimriliği ile meşhur olan MAURİCUS döneminde, savaşlar nedeniyle devletin ekonomik durumu bozulunca ordunun maaşı verilemez olmuş, artan vergilerin halkı bezdirmesiyle MAURİCUS’’un düşmanları çoğalmıştı.
Bizans bu hava içinde iken Macaristan’da yüz kişilik bir grubun kumandanı olan PHOCAS, Tuna boyundaki karargahını bırakarak İstanbul’’a yürümüş ve MAURİCUS’’u tahtından indirerek, kendini imparator ilan etmişti.
MAURİCUS bir gemi ile kaçmak istemişse de çıkan şiddetli fırtına nedeniyle şehirden ancak 27 kilometre kadar uzaklaştıktan sonra yakalandı.
2 Kasım 602’de PHOCAS, MAURİCUS’u ve çocuklarını yakalatıp, Kalamış’a getirtti. Önceden bahsedilen kayanın üzerinde MAURİCUS’un çocukları TİBER, PİER, POL, JUSTEN ve JUSTİNYEN’in başları babalarının gözleri önünde kesilip, denize atıldı. MAURİCUS ve kumandanı General COMANETlOLEOSE’in de başları aynı kaya üzerinde kesildikten sonra sıra kadınlara gelmişti. İmparator’’un eşi CONSTANTİNE ve kızları ANASTASİA, THEOCTİSTOR ve KLEOPATRA da aynı akibete uğradılar.
İmparatorun altıncı oğlu THEODOSİUS isyanın ilk günlerinde şehirden kaçarak Karamürsel dolayındaki Aziz Autonomas Kilisesi’ne sığınmıştı. PHOCAS, kilisenin dokunulmazlık ilkesine aldırmadan THEODOSİUS’u alıp, başını vurdurdu.
İşte üzerinde kanlı bir trajedinin yaşandığı ve Bizans İmparatoru ile bütün ailesinin öldürüldüğü kayaya yaşlı Rumlar bu yüzden nefretle bakar, tarihteki olayı kendilerine göre hikâye ederlerdi.
Kalamış Marinası yapılırken ne yazık ki, bu büyük granit kütlesi rıhtımın altında kalarak geçmişteki anılarla beraber yok oldu.
Bizans devrinde tarihe geçmiş bir başka olay daha vardır:
SAINT JEAN 344 yılında Antakya’’da doğmuş, çok güzel konuştuğu için “altın ağızlı” anlamına gelen Chrysostome adı verilmişti.
Grek Kilisesi’’nin babası olan SAINT JEAN yapmak istediği dini reformlar nedeniyle İmparatoriçe EUDOXİE’’nm düşmanlığını kazanmış, sürgün edilerek Kalamış’’a gönderilmişti. SAINT JEAN burada öldü ve aynı yerde gömüldü.
Aradan yüz yıla yakın bir zaman geçmiş, EUDOXİE ölmüş, oğlu THEODOS hükümdar olmuştu. 430 yılında altın kaplamalı, üç sıra kürekti bir kadırga Kalamış Koyu’’na girdi ve SAINT JEAN’’ın kemiklerini alıp, Saint Apotres Kilisesi’’nin bulunduğu başkente götürdü; Apotres Kilisesi Fethiye Camii’’nin karşı tarafında idi.
MAURİCUS ve bütün ailesinin feci sonlarının geçtiği Kalamış’’ta daha önceki yıllarda JUSTİNYANUS’’le THEODORA’’nın tarihe geçmiş büyük aşkları da yaşandı (540).
JUSTİNYANUS eşi THEODORA için Fenerbahçe’’de bir saray ve sarayın yanında Teodokas (Meryem Ana) Kilisesi’’ni yaptırmış, iki tane de mendirek inşa ettirerek İstanbul tarafındaki Bizans Sarayı ile bağlantısını kurmuştu. THEODORA yılın büyük bir kısmını Fenerbahçe’’deki sarayda geçirir, fırtınalı havalarda şehirden gönderilen ihtiyaç maddelerinin saraya eriştirilebilmesi için çekilen güçlüklere aldırış bile etmeden kalabalık maiyeti ile Fenerbahçe’’de yaşamaya devam ederdi.
THEODORA ile Fenerbahçe’de muhteşem bir devir başlamış, gelip giden kadırgalar Kalamış Koyu’na inanılmaz bir canlılık getirmişti.
THEODORA zamanında Kalamış Koyu’na yapılan mendireklerden birinin kalıntısı üzerine CELAL BAYAR döneminde yeni bir mendirek yapıldı. Diğeri ise Galatasaray Spor Tesisleri yapılıncaya kadar duruyordu. Kalın, büyük dikdörtgen taşlardan yapılmış olan bu mendireğe halk “Taşiskele” adını takmış, Birinci Dünya Savaşı’ndan önceki yıllarda Fenerbahçe vapur iskelesi olarak kullanılmıştı. Köprüden kalkan vapur, Moda ve Kalamış’a uğradıktan sonra Fenerbahçe’ye de gelir, oradan Caddebostan’a giderdi.
Üzülerek söylemek gerekir ki; bu tarihi mendirek Galatasaray Spor Tesisleri yapılırken beton yığınları altında kaldı ve böylece THEODORA döneminin en önemli kalıntısı da yok oldu.
İŞGAL GÜNLERİNDE KALAMIŞ
1919-1923 yılları arasında İngilizler, Fransızlar, kısmen de İtalyanlar tarafından işgal edilen İstanbul kara günler yaşamakta idi.
Türk milleti büyük bir suskunluk içinde mukadderatını düşünürken bazı azınlıklar sevinç ve mutluluklarını, hayatlarının en tatlı günlerini yaşıyorlardı.
Kalamış ve Fenerbahçe’’de Türkler pek azdı. Rumlar ise çoğunluğu teşkü ediyordu. İskeleye inen yolun iki tarafındaki Rum meyhanelerinde laternalar çalınır, Rumca avaz avaz şarkılar söylenirdi. Memleketin istilaya uğradığı bu yıllarda Kalamış bir zafer havası ile çalkalanıyor, taşkınlıklar ayyuka çıkıyordu. Koyda kurulan Karantina isimli balık dalyanı LUKA adında bir Ruma aitti. Askeri lojmanların önündeki Salistra, Ragıp Paşa Köşkü’’nün önündeki Şapka dalyanları da LUKA’’nındı. LUKA’’dan sonra oğlu RALLY KARABOKULOS’’a kalmış, yıllarca gene Rumlardan oluşan tayfalarla onun tarafından işletilmişti. Karada ve denizde Rumların ve Rumcanın hüküm sürdüğü bu yıllarda, haftada bir gün Kalamış İskelesi’’ne 61 sayılı gri renkli bir vapur yanaşır, ellerinde Yunan bayrağı taşıyan izci elbiseli çocuklar, takımlar halinde karaya çıkıp, Fenerbahçe’’ye gider orada piknik yaparlar, Ruhban Okulu’’nda eğlenirlerdi.
İzciler Kalamış’tan Fener’e doğru yürürlerken çevrede oturan yerli Rumlar arasında yol kenarlarında sıralanıp kafileyi alkışlayanlar olduğu gibi, koşup Yunan bayraklarını öpenler de olurdu.
Bir müddet sonra 61 numaralı vapura 65 sayılı gemi de eklenmiş, yaz aylarında bu iki vapur azınlık izcilerini her hafta Kalamış’a taşımıştı.
İşgal orduları 6 Ekim 1923’de İstanbul’u terkedince, bu izci teşkilatı önce kayıplara karıştı, sonra da dağıldı.
Şafak ŞALLI
Portfolio Manager (MSc) & Professionel Guide (Alm 34/2443)
Kategorisi: Turizm ve Arkeoloji

















